18 Nisan 2015 Cumartesi

PORTEKİZ

Portekiz, benim ilk göz ağrım. Seyahat ettiğim ve yaşadığım ilk yabancı ülke. Aradan 3 koca yıl geçmesine rağmen hala anılarım taptaze.Bu ülkeye ilk geldiğim hiç yabancılık çekmedim o kadar samimi bir yerdi ki hemen alışıverdim. İlk 3 hafta Erasmus Dil Kursu için Castelo Branco adında küçük bir şehrinde yaşadım. Portekizce zor bir dildi ama yine de böyle bir tecrübeyi imkanı olan herkesin edinmesi gerektiğini düşünüyorum. Daha sonra esas okulumun olduğu yer olan Portekiz’in 
ikinci büyük şehri Porto’ya geldim. Küçük, sakin ama bir o kadar etkileyici bir şehir.   



















PORTO 



Peki ya yemekleri? Yemek konusunda hiç zorluk çekmedim. Genelde evde yemek yaptığım zamanlar.Pingo Doce adında aradığınız herşeyi bulabileceğiniz bir süpermarketten alışveriş yapardım.Eğer fazla para harcamak istemiyorsanız bu yolu tercih edebilirsiniz. Fakat Portekiz diğer Avrupa ülkelerine göre ucuz sayılabileceğinden restoranda da yemeği tercih edebilirsiniz. Özellikle Santa Catarina Caddesi’nde, Douro Nehri kenarında bir çok yer bulabilirsiniz. Size önerebileceğim lezzetler ise : Eğer domuz eti yiyebilirim diyorsanız, Francesinha.

Balık sevenler için Bacalhau 
Tatlı sevenler için Pastel de Nata Ve alkol kültürü olanlar için Douro Nehri kenarında tadabileğiniz dünyaca ünlü Porto Şarapları.

















LİZBON 



Evet Porto’yu çok sevdim, orası benim evim, yerim, yurdum her şeyim oldu. Fakat Portekiz’i sadece Porto’ya indirgemek büyük bir haksızlık olurdu. Öyle güzel bir şehir var ki bu güzel memlekette senelerdir hasretiyle yanıp tutuştuğum, bir sonraki buluşmamızı dört gözle beklediğim bir yer. Lizbon.. Okul gezisiyle gittim oraya, ama öyle çok sevdim ki. Gezdiğim sokaklar, yediğim yemekler, dinlediğim müzikler hala kulağımda.Burası Portekiz’in başkenti. Ama öyle bildiğimiz büyük sıkıcı başkentlere hiç mi hiç benzemez. Dar sokaklaı, tarih kokan yapıları, Atlantik Okyanusu’ndan gelen deniz kokusuyla bambaşka masallardan fırlamış bir yer. Ve bu şehirde görülecek öyle çok yer var ki, birkaçından bahsetmek istiyorum. Benim favorim Erasmus Corner. Bairro Alto bölgesinde. Her gece birçok farklı ülkeden gelen erasmus öğrencilerinin toplanıp doyasıya eğlendiği güzel vakit geçirebileceğiniz bir yer. Belem Kulesi olmazsa olmazlardan, sonra sahil boyunca yürüdüğünüzde şehrin bir başka önemli simgelerinden olan Kaşifler Anıtı’nı göreceksiniz.Jerenimos Manastırı da o bilgede tarih ve farklı mimarideki kliseleri görmek isteyen kişiler için tavsiye edebileceğim bir yer. Buranın İstiklal Caddesini merak edenler içinse verebileceğim isim Augusto Bulvarı, ara sokaklardan birinde yine tarihi bir asansör göreceksiniz. Bununla Lizbon’a tepeden bir bakış atabilirsiniz. Evet bu kadar çok bahsettikten sonra sizin de seyahat listenizde üst sıralarda yer aldığını biliyorum. Peki ya yemekler? Lizbon’un da bu konuda Porto’dan aşağı kalır yanı yok.

 Sardalya, evet bildiğimiz Sardalya bu ama bir de orda denemelisiniz. Çok farklı ve lezzetli. 
Ahtapot Salatası, İlk defa yedim ve gerçekten denemeye değer.
Feijoada, bence farklı lezzetlere açık olmak gerekir, sonuçta hayatınızda kaç defa Lizbon’a gelip bu yemeyi tadabilirsiniz ki.
Pastel de Belem, tatlı sevenler için unutmadan söyleyeyim. Aslında bu Porto yazımda bahsettiğim Pastel de Nata’nın aynısın farklı isim versiyonu.Ama bunu mutlaka Antiga Confetitaria’da yemeniz gerek. Belem bölgesinde.Üşenmeyin gidin bulun ve yiyin pişman olmazsınız.
He bir de Fado dinlemeden gelmeyin :)


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder